9 Kasım 2013 Cumartesi

Organik Tarımın gelişimi

Organik Tarım
Dünya’da Organik Tarımın gelişimi 1930’lu yıllara dayanmaktadır, Avrupa Organik Tarımı 1924 Rudolf Steiner’in bio dinamik tarım söylemiyle başladığı ve bunu takiben 1930 ve 40’larda İsviçre’de Hans Mueller tarafından, İngiltere’de bayan Eve Alfour ve Albert Howard, Japonya’da Masanobu Fukuoka tarafından geliştirildiği bilinmektedir. 1960’larda Avrupa’daki bir çok çiftlik Organik Tarıma geçmiş ve 1990’ların başına kadar organik tarım devlet tarafından desteklenmiştir. Avrupa, ABD ve Japonya’da organik ürünlere olan talebin artması, Dünya’daki çeşitli ülkelerde organik tarımın doğuşuna neden olmuştur. 
2002 Şubat ayındaki SOEL araştırma sonuçlarına göre, dünya üzerinde organik tarımın yapıldığı toplam alan 17 milyon hektardır. Bu miktarın çoğunluğunu teşkil eden ülkeler Avustralya (7,7 mil.ha), Arjantin (2,8 mil.ha) İtalya (1 mil.ha.dan fazla) olarak sıralanırken; organik tarımın uygulandığı kıtalar arasında yapılan değerlendirmede ise ilk üç sıra Okyanusya (% 45), Avrupa (% 25), Latin Amerika (% 22) olarak belirlenmiştir.
1972 yılında Toprak Derneği ( Soil Association/İngiltere), Doğa ve Gelişme (Nature et Progrés/Fransa), İsveç Biyodinamik Derneği, Güney Afrika Toprak Derneği ve Rhodale Press (ABD)’in bir çatı altında toplandıkları Uluslar arası Organik Tarım Hareketleri Fedarasyonu (International Organic Agriculture Movement / IFOAM)’nun kurulması ile organik tarım çalışmaları güçlü bir ivme kazanmıştır. Bundan sonra Avrupa ülkelerinde ekstansif üretimi desteklemek amacı ile politikalar yürütülmüştür. 1991 yılında ise Avrupa Birliği’nin hayvansal üretimine ilişkin yönetmelik ve Codex Alimentarius yayınlanmıştır. Bütün bu gelişmelerin ardından Avrupa Birliği ülkelerinde organik tarım ürünlerine olan talep 2001 yılında dioksin, deli dana gibi hastalıklar ve özellikle genetik modifikasyona uğratılmış tohum ve bitki materyallerinin yaratması muhtemel riskler sonucu güçlü bir artış göstermiştir. günümüzde Avrupa Birliği ülkeleri, ABD ve Japonya organik ürün talebinin yüksek olduğu pazarlar olarak bilinmektedir. Bununla beraber Batı Avrupa, Kuzey Amerika, Japonya, Yeni Zelanda, Avustralya, İskandinav ülkeleri organik tarım ürünleri ile birlikte gıda ürünlerinin dışındaki organik ürünlerinde talep edildikleri ülkeler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Organik ürün üretimini, gelişmiş ülkelerde (ABD, Kanada, Avustralya, Japonya, AB vd.) iç pazar talebi, gelişmekte olan ülkelerde ise ihracat talep artışı yönlendirmiştir. Avrupa’da organik ürün üretiminde; Danimarka, İngiltere ve İsviçre öncülük etmişlerdir. Genelde gelişmekte olan ülkeler, üretimi artırma ve dış satıma sunma çabası içerisindeyken gelişmiş ülkeler, bir yandan dış alım ve bir yandan da iç üretimleriyle iç pazar talebini karşılama eğilimi içerisindedirler. Dolayısıyla gelişmekte olan ülkeler dış satım açısından birbirlerine rakip ülkeler iken, gelişmiş ülkeler hedef pazar konumundadırlar Nitekim Türkiye de dış satımının büyük çoğunlukla AB ve ABD’ne yapmakta ve diğer gelişmekte olan ülkelerle rekabetçi konumda bulunmaktadır.

Günümüzde, dünya genelinde yaklaşık 130 ülkede ticari kalitede organik ürün üretimi yapılmaktadır. Bunlardan en az 90’ı gelişmekte olan ülke olup, büyük çoğunluğu Asya ve Afrika’da bulunmaktadır. Öte yandan organik ürün sertifikasyon işlemleri ise çoğunlukla Avrupalı şirketlerce yapılmaktadır.

Dünyada en önemli organik ürün dış alımcısı konumunda olan AB’ye organik ürün ihraç edebilecek ülkeler listesinde Türkiye, İsrail, Avustralya, Macaristan, İsviçre ve Arjantin avantajlı ülkeler olarak görülmektedirler.

Dünya ticaretine konu olan organik ürün sayısı oldukça fazla olup genelde; bitkisel, hayvansal ürünler ile çeşitli işlenmiş gıdalar ve içeceklerden oluşmaktadır. Bunlardan işlenmiş gıda ürünlerine yönelik ticaret hacmi giderek genişlemektedir. Organik, Biyolojik veya Ekolojik Tarım olarak farklı isimlerle belirtilen tarım uygulamalarında temelde ekolojik yöntemlerin uygulanması prensibi vardır. Organik Tarım, çoğunlukla yöresel mevcut kaynakları kullanan, ekolojik dengeyi bozmayan, toprağı ve çevreyi koruma konusunda tutucu olan bir tarım şeklidir. “Toprak verimliliği” başarılı üretimlerin anahtarı olup, bitki, hayvan ve peyzajın doğal kapasitesine saygılı olan Organik Tarım, çevrenin kalitesini düşürmemeyi (asgaride tutmayı) hedefler. Organik Tarım, sentetik kimyasal gübreler, pestisitler ve büyüme düzenleyiciler gibi girdilerin kullanımını reddeder.

Organik Tarım” terimi yaklaşık 30 yıl boyunca, uluslararası düzeyde, IFOAM organik üretimi temel standartlarında yer almış; bunlar da sertifikasyon kuruluşlarının ve bir çok ulusal organik tarım mevzuatının özel standartlarının temelini oluşturmuştur. 

Organik Tarım, ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içermekte olup, esas itibariyle sentetik kimyasal ilaçlar ve gübrelerin kullanımının yasaklanması yanında, organik ve yeşil gübreleme, münavebe, toprağın muhafazası, bitkinin direncini arttırma, parazit ve predatörlerden yararlanmayı tavsiye eden, üretimde miktar artışını değil ürünün kalitesinin yükseltilmesini amaçlayan bir üretim şekli olarak benimsenebilir.


3 Eylül 2013 Salı

NEDEN EKOLOJİK TARIM

Çocuklarımıza bir zamanlar sohip olduğumuz ve belki de halen sahip olduğumuz gibi verimli topraklar, sağlıklı bitkiler, hayvanlar bırakabilecek miyiz? Yaptığımız tarımla ürettiğimiz ürünler insan sağlığına ne derece uygun? Toprağa kentleşme, sanayileşme, tarım ilaçları ve hormonlar yoluylogeçen zararlı maddelerin yeni hastalıklara sebep olması, bağışıklık kazanmış yeni zararlıların ortaya çıkması, kullanılan ilaçların zararlıların yanında yararlıları da öldürmesi, doğal dengenin bozulmasına neden oluyor. Pestisid adı verilen zararlı maddeler sadece toprağın yapısını bozmakla kalmıyor.
BU zararlı maddelerin yüzde 9O'ı kullanıldıktan altı saat sonra havaya karışıyor. Dolayısıyla ormanların olumu, ve oluyorlar. ilk kullanıldığında tarımda yeni bir reform ve mucize gibi görülmüştü. Ancak daha sonra tam bir felaketoldu. Pestizidlerin kullanımı sonucunda daha önce hiç bilinmeyen ve şu anda mücadelesi güç olan çeşitler görülünceye kadar bu mucize aldatmacası devam etti. Tarımda kullanılan pestizidler zincirleme bir gelaketi beraberinde getiriyor. Örneğin, azot ve gübrelemede bitki, ihtiyacı olan azotu aldıktan sonra geride kalan taban suyuna nitrat frmunda karışıyor.
Örün hasat edildikten sonra nitrat nitrite dönüşerek canlı bünyesindenitrozaminlere dönüşüyor ve bu da kansere yol açıyor. işte bu nedenle herhangi bir kimyasal ilaçlama, suni gübre ve hormon kullanılmadan yapılan tarım ancak topraktan bitkilere, hayvanlara ve insanlara uzanan doğal döngünün sağlıklı işlemesini sağlıyabiliyor. Ekolojik tarımın doğuşu Toprağı, hayvanları, bitkileri, böcekleri ve insanları bir bütün olarak kabul eden ve doğal dengeyi bozmadan tarım yapmayı amaçlayan ekolojik tarım metodu 1920'lerde doğdu. Ekolojik tarımın ana prensibi doğayla uyumdu. Bu tarım metodunda oynı zamanda daho az enerji kullanılıyor ve tarımsal işletmelerin kendi kendine yetmesi esas alınıyor.
Ekolojik tarımda kolay çözünen mineraller yerine, özenli bakım, işletmenin kendi gübrelerinden (kompost, yarısıvı hayvan gübresi) yararlanma, toprağı özenli işleme, yeşil gübreleme, çeşitli türlerin ekimi ve toprağı devamlı örtülü tutmak yeterli oluyor. Doğal döngünün sağlıklı islemesi için, kimyasal maddelerin ve suni gübrelerin yerim, dayanıklı, sağlıklı çeşitlerin, çevreye uygun turlerin seçimi, toprak sağlığını ve bitkinin direncini, bitki ekstratlarındon elde edilmiş koruyucu ürünlerle muhafaza etme ve artırma yöntemleri alıyor.
Hormon ve antibiyotikler gibi ilave yem alımından vazgeçiliyor. Yerine çok çeşitli hayvan yetiştirilerek hayvanların istediği koşullar sağlanıyor.
Ekolojik tarımın temel amaçları;
• Tarımsal işletmede mümkün olduğunca kapalı bir kan dolaşımını sağlamak, işletmeye çok yönlü bir yapı kazandırmak.
• Optimum toprak verimliliği sağlamak ve bunu devamlı kılmak.
• Toprağın biyolojik aktivitesi aracılığıyla endrekt bitkiyi beslemek.
• Çiftlik gübresini en iyi şekilde hazırlamak
• Hayvanların cinslerine uygun barınma ve yetiştirme koşullarını sağlamak
• Kolay çözünen mineral gübrelerin, kimyasal-sentetik pestisidier, kimyesel yardımcı maddelerin kullanımından vazgeçme
• Tarımsal işletmeden gelir sağlayanlara iyi bir yaşam standardı ve gelir düzeyi sağlamak
• Doğadaki canlıları (hayvanları, bitkileri, mikroorganizmaları) düşman veya köle gibi görmeden birlikte yaşamayı öğrenmek
• Sağlıklı bir doğa
• Beslenme fizyolojisini dikkate alarak kaliteli bir yaşam Ekolojik tarım metodunda iki yöntem kullanılıyor; Biyolojik- dinamik tarım ve biyolojik- organik tarım
metodları.
1922-23 yıllarında Almanya'da köylüler insan biliminin kurucusu Rudolf Steiner'e başvurarak tohumun soysuzlaşmasını nasıl ? engelleyebileceklerini ve ürünün kalitesini nasıl artırabileceklerini sordular. Bunun üzerine Steiner, 1924 yılında zirai bir kurs vererek biyolojik-dinomik tarım metodunun ilk anlatımını yaptı. 0 zaman yaptığı tanımlar daha sonra yapılan denemelerle onaylandı ve geliştirildi. Kısa zamanda Almanya'da yayılan biyolojik-dinamik tarım 1941 yılında Naziler tarafından yasaklandı. Buno karşın hareket 2. DünyaSavaşı'ndan sonra yeniden hız kazandı. Türkiye'de de üretilen ve pazorlanan ürünlere de verilen "Demeter" markası 1928 yılından beri bu metodla üretilen ürünlere veriliyor.
Biyolojik-organik tarım:
Rudolf Steiner'le aynı yıllarda çalışmaya başlayan Dr. Hans Müller ve eşi Maria Müller, daha sonraları Doç. Dr. H.P. Rusch'un da çalışmalarına katılmasıyla biyolojik-organik tarım metodunu geliştirdiler. Metod 1971 yılında Heiningen/isviçre'de son şeklini aldı. Bioland, Naruland gibi markalarsa bu tarım metadonu kullanarak üretim yapıyorlar.
Biyolojik-organik tarımla biyolojik-dinamik tarım arasındaki en belirgin fark, biyojik-dinamik tarım metodunda ekim, hasat, ilaçlama gibi zamanlarda kozmik ritmin dikkate alınması. Aynı zamanda biyolojik-dinamik tarım metodunda yiyecek artıklarından oluşan kompost-hornmist ve hornkeisel gibi preparatlar da kullanılıyor. .
Türkiye'de Ekolojik Tarım
Ekolojik tarım Türkiye'de yaklaşık 25 yıl önce yabancı ülkelerden gelen talep üzerine başladı. Daha sonra ithalatçı girmalar Türkiye'de irtibat büroları açarak burada kendi  eko-tarım projelerini yürütecek, projeyi takip edecek, danışmanlık hizmeti verecek ziraat mühendisleriyle çalışarak kendi eko-tarım ağlarını kurdular. Zamanla ekolojik tarım projeleri Türk ihracat firmaları tarafından yürütülmeye başlandı. Ve üretim, iç piyasadan çok ihracata yöneldi. İhracat firmaları, üreticiler ile yaptıkları sözleşmelerde ekolojik tarım esaslarının yerine getirilmesi için eko-proje danışmanlarıyla çalışıyor. Genellikle ziraat mühendislerinden oluşan bu danışmanlar üreticileri eko-tarım konusunda bilgilendiriyor. Denetim ve kontrol organları da üretimden paketlemeye kadar Avrupa Birliği'nin ilgili yönetmeliği ve Türk Eko-Tarım yönetmeliğine göre kontrollerini yapıyorlar. Son yıllarda özellikle 1998 yılından bu yana Türk eko-tarım piyasası da gelişti.

ORGANİK TARIM NEDİR ?

İnsanoğlu bugüne kadar sürdürmekte olduğu tarımsal faaliyetlerle, kendi yaşam alanı da dahil olmak üzere birlikte yaşadığı canlı ve cansız çevreye verdiği zararların farkına varmıştır.Bu amaçla doğa ile uyumlu,kaynakları doğru kullanan,sürdürülebilir kalkınmayı hedefleyen,hayvan refahını gözeten yeni tarımal yaklaşımlar tüm dünyada yayılmaya başlamıştır.Bu yaklaşımların bir kısmı sadece kavram olarak kalsada diğer bazı yaklaşımlar hayatımızda belirgin bir şekilde yer almaya başlamıştır.
Dünyanın değişik kesimlerinde ortaya konulan bazı tarımsal kavramlar aşağıda verilmiştir;
  • Alternatif Tarım
  • Biyolojik Tarım
  • Biyodinamik Tarım
  • Doğal Tarım
  • Düşük Girdili Tarım
  • Ekolojik Tarım
  • Entegre Tarım Sistemi
  • İyi Tarım Uygulamaları
  • Organik Tarım
  • Son yıllarda önemi daha fazla anlaşılan doğal kaynakların durumu, enerji sorunu,nüfus artışı,göç,kentleşme sorunları,tarım alanlarındaki sorunlar,sağlıklı,yeterli gıda üretimi sorunu,çevre kirliliği ve doğal dengenin bozulması gibi sorunları üzerine Organik-Ekolojik-Biyolojik Tarım daha önemli hale gelmiştir.
    Organik tarım farklı kaynaklarda çeşitli ifadeler ile tanımlanmakta ise de Organik-Biyolojik-Ekolojik Tarım aynı anlama gelmektedir.Aşağıda organik tarımın farklı tanımlamaları yapılmıştır;
  • Organik tarım(Ekolojik tarım veya Biyolojik tarım);tarımsal ilaç,suni gübre,hormon,antibiyotik ve zararlı gıda katkı maddeleri gibi uygulamaları yasaklayan,üretimden tüketime her aşaması kontrollü,doğal kaynakları en iyi şekilde kullanarak sağlıklı tarımsal ürünler üretilmesini sağlayan bir tarım sistemidir.
  • Organik tarım (Ekolojik tarım veya Biyolojik tarım);ekolojik dengenin korunması,her türlü bitkisel,hayvansal ve su ürünleri üretimi ile kullanılacak girdilerin organik tarım metoduna uygun olarak üretilmesi veya temini ,orman ve doğal alanlardan organik tarım ilkelerine uygun olarak ürün toplanması ,bu ürünlerin işlenmesi,ambalajlanması,etiketlenmesi,depolanması,taşınması,pazarlanması,kontrolü,sertifikalandırılması ve denetimini amaçlayan,çevreye ve insan sağlığına zarar vermeyen modern tarımsal üretim tekniklerini kullanmayı kabul eden ,her aşaması kontrollü,kayıtlı ve sertifikalı bir üretim şeklidir.
  • Organik tarım(Ekolojik tarım veya Biyolojik tarım);ekonomik ve sosyal sürdürülebilirliği amaçlayan,toprak verimliliğini,çevrenin korunmasını ve gıda güvenliğini esas alan bir tarımsal üretim sistemidir.
  • Tüm bu ifadeler ışığında Organik-Ekolojik-Biyolojik Tarım;kimyasal gübre ve pestisit gibi yapay dış girdileri kullanmaksızın,sürdürülebilir verimliliğe dayalı,çevreye ve insan sağlığına zarar vermeden ,toprak verimliliğini ve gıda güvenliğini esas alan üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve kayıtlı olan sertifikalı bir üretim şeklidir.
  • Organik tarım büyüyor zirai ilaç azalıyor


    GIDA Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Türkiye’de 1985’te 8 olan organik ürün sayısının günümüzde 204’e çıktığını bildirdi.

    MHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın soru önergesini yanıtlayan Eker, 1996 yılı baz alındığında bin 947 olan organik ve geçiş sürecindeki üretici sayısının 2012’de 54 bin 635’e ulaştığını kaydetti. Bu sürede üretim alanının 6 bin 789 hektardan, 702 bin 909 hektara çıktığını da vurgulayan Eker, organik tarım alanlarının toplam tarım alanları içindeki payının yüzde 2.2 olduğunu kaydetti. Eker, Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu 2011 verilerine göre, Türkiye’nin organikte 18. olduğunu belirtti.
    ORGANİĞE DESTEK
    Organik tarımın 2005’te desteklenmeye başlandığını anlatan Eker, bu yıl dekar başına meyve ve sebzede 50, tarla bitkilerinde 10, her başa anaç sığır ve mandada 150, buzağıda 50, anaç koyun ve keçide 10, arılı kovanda kovan başına 5, her kilogramda alabalıkta 0.35, çipura ve levrekte 0.45 lira destek verildiğini kaydetti. Eker, bu uygulamalar sonucunda 2002 yılında 55 bin ton olan zirai ilaç kullanımının yüzde 27 azaltılarak, 2012 yılında 40 bin tona düşürüldüğünü kaydetti.

    Organik tarım nedir? Organik tarım nasıl yapılır ?

    Organik tarım nedir? Organik tarım nasıl yapılır? Organik, ekolojik, biyolojik kelimeleri aynı anlama mı geliyor? Organik tarımda bitkiler nasıl korunuyor? Zirai ilaçların zararları nelerdir? Organik tarımın temel ilkeleri nelerdir?
    Organik Tarım, ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içermekte olup, esas itibariyle sentetik kimyasal ilaçlar ve gübrelerin kullanımının yasaklanması yanında, organik ve yeşil gübreleme, münavebe, toprağın muhafazası, bitkinin direncini arttırma, parazit ve predatörlerden yararlanmayı tavsiye eden, üretimde miktar artışını değil ürünün kalitesinin yükseltilmesin amaçlayan bir üretim şeklidir.”
    Organik tarım” nedir?
    Ürün yetiştirilmesi, toplanması, hasat, kesim, işleme, tasnif, ambalajlama, etiketleme, muhafaza, depolama, taşıma ile ürünün tüketiciye ulaşmasına kadar olan diğer işlemlerde, kimyasal madde veya tarım ilacı kullanılmadan yapılan tarım “organik tarım” olarak tanımlanır.
    Tüm işlemler, yeterliği onaylanmış kurum ve kuruluşlar tarafından; kontrol ve sertifikasyon kuruluşlarının, laboratuvarların ulusal ve uluslararası kabul görmüş teknik kriterlere göre değerlendirilmesi, yeterliğinin onaylanmasını ve düzenli aralıklarla denetlenmesi söz konusudur.
    ETO Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği’nin web sitesinde yapılan tanıma göre; “erganik tarım, tarımsal üretimde yanlış uygulamalar sonucu bozulan doğal dengeyi korumayı amaçlayan alternatif bir üretim yöntemidir. Bu yöntemde sentetik gübre, ilaç, büyüme maddeleri ve genetik yapısı modifiye edilmiş organizmalar (GMO) kullanılmadan verim ve kalite sürekliliği sağlanır.
    Organik”, “ekolojik”, “biyolojik” kelimeleri aynı anlama mı geliyor?
    1 Aralık 2004 yılında kabul edilen 5262 sayılı Organik Tarım Kanunu’na göre, “organik tarım” , “ekolojik tarım” ve “biyolojik tarım” eşdeğer anlamı ifade eder.
    Organik Tarımın yapıldığı arazilerin özellikleri nelerdir
    Organik üretim yapılacak arazinin; geleneksel üretim yapılan bölgelerden, işlek anayollardan, ağır sanayi tesislerinden, maden işletmelerinden kentsel atıkların toplu olarak bırakıldığı alanlardan, kirletici atıklar içeren akarsu ve yeraltı sularından etkilenmeyecek bir mesafede olması gerekir. Bu mesafeler kontrol kuruluşu tarafından belirlenir.
    Organik tarımın temel ilkeleri nelerdir?
    ETO Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği’nin web sitesinde yapılan tanıma göre;
    Ekolojik Tarımın Temel İlkeleri
    - Doğal çevre ile uyumlu üretim,
    - Çiftlik veya yerel kaynakların kullanımına dayanan kendine yeterli kapalı bir sistemin oluşturulması,
    - Nihai ürün yerine tüm üretim sürecinin kontrol edilip ürünün sertifikalandırılması,
    Bitkisel Üretimde;
    - Gerektiğinde ve uygun yöntemlerle toprak işleme,
    - Topraktaki organik madde ve verimliliğinin korunması,
    - Kimyasal gübre yerine toprak verimliliğinin ekim nöbeti, yeşil ve organik gübrelerle sağlaması,
    - Dayanıklı, sağlıklı tohum ve bitki çeşitlerinin seçimi,
    - Uygun ekim-dikim yöntemleri ve zamanı,
    - Bitki direncinin arttırılması, hastalık ve zararlılara karşı gerektiğinde kültürel ve biyolojik yöntemler ile organik kökenli prepatların kullanımı,
    - Yabancı ot kontrolünde ekim nöbeti, bitkilerinin morfolojik özellikleri gibi yöntemlerin ele alınıp gerektiğinde mekanik yöntemlerin kullanımı,
    - Ekolojik yöntemlere uygun hasat, depolama ve dağıtım,
    - Ekolojik işletme esasları,
    Hayvansal Üretimde;
    - Sağlıklı hayvan yetiştiriciliği,
    - Hayvan barınaklarında uygun yaşam koşulları,
    - İşletmede yemlerin üretilmesi ve organik yemlerden yararlanma,
    - Damızlık ve ırk seçiminde ekolojik uygunluk.
    Organik tarımda bitkiler nasıl korunuyor?
    Organik tarımda, sentetik kimyasal maddelerin (örn. genelde gübreler, ot ilaçları, bitki koruma ürünleri, insektisitler ve pestisitler) kullanımı yasaklanmıştır. Bitkiler öncelikle hastalıklara dirençli türlerin seçilmesi ve uygun toprak işleme metotları vasıtasıyla korunmaktadır. Bunlar:
    - ürün rotasyonu, örn. aynı arazide ardışık olarak aynı ürün yetiştirilemez. Bu metodun temelini oluşturan mantık, parazitler gelişemez ve bitki besinleri aşırı tüketilmez.
    - sıra çalıları ve ağaçların dikilmesi, sadece peyzajı daha hoş yapmaz, aynı zamanda parazitlerin doğal predatörleri için barınak sağlar ve komşu alanlardan gelen kirlilik maddelerine karşı fiziksel bir bariyer oluşturur.
    - ara ürün yetiştirme, örn. bir ürün diğerlerinin parazitleri tarafından seviliyorsa, farklı ürünlerin paralel işlenmesi.
    Organik tarım, iyi-bozunmuş gübre ve organik kompostlar (örn. çimen vb.) ve yeşil gübre gibi doğal gübreleri kullanır. Örn. bu amaç için dikilmiş yonca ve hardal gibi bitkilerin toprağa karıştırılması.
    Bitkileri hastalık ve zararlılardan korumak gerektiğinde, bitkisel, hayvansal veya mineral orijinli doğal maddeler kullanılır, örn. bitki ekstraktları, faydalı predatörler, kaya unu veya toprak yapısını ve kimyasal kompozisyonunu ıslah eden ve bitkileri kriptogamik saldırıdan koruyan doğal mineral maddeler.
    Organik toprak işleme teknikleri çiftlikte doğal dengeyi düzenler. Bununla beraber, parazit saldırısı veya diğer zıt faktörler meydana gelebilir, operatör sadece AB Yönetmeliği (“pozitif liste” diye adlandırılır) tarafından izin verildiği açıkça ifade edilmiş doğal orijinli maddeleri kullanmak zorundadır.
    Zirai ilaçların zararları nelerdir?
    Zirai ilaçların kurallara uygun kullanımında bile zararlı etkileri olabileceğine dikkat çeken Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bahattin Kovancı, çiftçilerin yanlış ilaç kullanımıyla bu etkilerin arttığını ve soframızdaki zehirli sebzelerin kanser, gen mutasyonu, üreme bozuklukları gibi pek çok hastalığa neden olabileceğini anlattı.
    Kısaca..
    Organik gıda nedir? Kimyasallar kullanılmadan yapılan tarıma organik tarım, bu yolla elde edilen ürünlere de organik ürün adı veriliyor. Böylece insan ve hayvan sağlığına uygun olan ve çevreye zarar vermeyen ürünler elde ediliyor.
    Aslında organik ürün Türkiye’de pek çok bölgede üretiliyor. Çünkü Türkiye’de köylü ailelerin pek çoğu zaten kimyasal alıp bunları üretimde kullanacak maddi güce sahip değil. Bu nedenle de zorunlu olarak organik ürün elde ediyorlar. Dünyada çok değerli olan bu ürünleri, depolama imkânları olmadığı için köylerine ancak 30 km uzaklığı aşmayan ilçe pazarlarına götürüp satıyorlar. Bu da gösteriyor ki, köylü ailelere verilecek alım garantisiyle hem ürün miktarını çoğaltma hem de gelirlerini yükseltme imkânı var.
    Gelelim Türkiye’deki organik gıda ihracatına…
    Türkiye’nin 2011 yılı tarım ürünü ihracatı 17.9 milyar dolara ulaştı. Tarım ürünü ihracatı 2000 yılında 4 milyar dolar, 2007′de ise 11.3 milyar dolar civarındaydı. Son 12 yılda tarım ürünü ihracatı dört kat çoğaldı.
    Peki bu tarım ihracatı içinde organik ürün ihracatının payı nedir diye sorarsanız… 2011′de sadece 300 milyon dolarlık organik tarım ürünü ihracatı yaptı Türkiye. Oysa yanımızdaki Avrupa pazarına çok büyük tutarlarda organik ürün ihraç etme olanağımız var.
    ABD binlerce kilometre öteden 50 milyar dolarlık organik ürün satmak için anlaşma yaparken bizim bunu kaçırmamız pek akıllıca değil. Çünkü ta okyanus ötesinden ABD Tarım Bakanı Yardımcısı Kathleen Merrigan, bu yolla kendi küçük çiftçilerine pazar açtıklarını belirtiyor.
    Türkiye’de organik tarımın durumu, dünya ve AB’deki son verilere göre, üretim potansiyeli ve pazar gelişimi açısından kat edilecek uzun bir yol olduğunu gözler önüne seriyor.
    Neden Organik Tarım?
    Toprak erozyonunu önlemek, su kalitesini korumak, enerji tasarrufu yapmak, kimyasalların insanlar üzerindeki olumsuz etkilerinden korunmak, çiftçilerin ve tarımsal işletmelerde çalışan insanların sağlığını korumak, küçük çiftçilere yardım etmek, ekonomiyi desteklemek, daha nitelikli ürün elde etmek, gelecek nesilleri korumak için gereklidir.
    Türkiye organik tarımla ilk olarak 1980′li yıllarda tanışmış, Avrupa’da etkinlik gösteren yabancı firmalarla bu pazara girmiştir. Bu ülkelerden gelen talepler doğrultusunda tarım ürünlerinin organik olarak üretimi Türkiye’de de başlamıştır. 1992 yılında ETO (Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği) kurulmuştur. T. C. Tarım Bakanlığı Araştırma Planlama Koordinasyon (APK) Kurul Başkanlığı’na bağlı olarak kurulan Ekolojik Tarım Komitesi de Türkiye’de ekolojik tarıma geçiş sürecinin organizasyonuna yönelik çalışmalar yapmaktadır. Bu komitenin üzerinde çalıştığı öncelikli konu, 1994 yılında çıkarılan Bitkisel ve Hayvansal Ürünlerin Ekolojik Metodlarla Üretilmesine İlişkin Yönetmeliğin Revizyonudur.
    Siz neler yapabilirsiniz?
    Çiftçilere Öneriler:
    Gübrelemede kolay çözünen mineral gübrelerin kullanımından vazgeçip hayvansal gübre, yeşil gübre ya da kompostlama yöntemini kullanın.
    Nöbetleşe olarak toprağı işleyerek toprağın verimliliğini korumayı her zaman ön planda tutun.
    Bitkiyi gübrelemek yerine toprağı gübrelemeyi hedefleyin.
    İlaçlamada kimyasal insektisit, fungusit ve herbisit kullanımından vazgeçin.
    Kimyasal tarım ilaçları yerine bitkinin ve toprağın verimliliğini / direncini artırıcı doğal bitki özlerinden elde edilen ürünleri kullanın.
    Dayanıklı, sağlıklı tohum ve bitki çeşitlerini seçin.
    Yabani ot denetiminde, mekanik yöntemler; temiz tohum, nöbetleşe ve doğru ekim – dikim yöntemlerini kullanın.
    Hastalık ve zararlılara karşı biyolojik denetim yöntemini kullanın.
    Ekinler için zararlı olan böceklerle mücadelede, yararlı böceklerden (predatör) yararlanın.
    Semptom mücadelesi yerine hastalık ve zararlıların çıkış nedenlerini araştırın.
    Erken uyarı teknikleri ve biyo-tuzaklardan yararlanın.
    Çiftlik hayvanlarının sağlığını koruyun, hayvanlarınızı sağlıklı besleyin.
    Ahır koşullarınızı iyileştirin.
    Toprak yapısını iyileştiren ve topraktaki biyolojik yaşamı destekleyen yöntemler izleyin.
    Toprağın üst kısmını bozan ve verimliliği düşüren anız yakma işleminden vazgeçin.
    Tüketicilere Öneriler:
    Organik tarımla elde edilen ürünleri seçin. Organik tarımla elde edilen sebzeler diğerlerine göre daha fazla yararlı madde içermektedir.
    Uluslararası sertifikaları olan organik tarım ve hayvancılık ürünlerini tüketerek sürdürülebilir üretimleri destekleyin, organik tarımın yaygınlaşmasına katkıda bulunun.
    Günlük gıdalarınızı seçerken mümkün olduğu kadar yaşadığınız yörede ve bulunduğunuz mevsimde yetişen taze besinleri tercih edin. Bu hem sizin sağlığınız hem de çevre açısından en doğru yaklaşımdır. Doğal koşulları zorlamadan ve değiştirmeden elde edilen ürünlerle beslenerek hem kendinize, hem de çevreye verilen zararın azalmasına katkıda bulunun.
    İşlenmiş, ambalajlanmış gıda satın alırken ya da tüketirken mutlaka üretim-tüketim tarihlerini ve içindekiler bölümünü okuyun. Ürünün içinde bilmediğiniz maddeler varsa mutlaka ne olduklarını araştırın.
    Türkiye’de organik tarım sisteminin avantajları
    Ülkemizde sentetik kimyasallar çiftçilerimizin büyük bir kısmı tarafından ya çok az kullanılmakta, ya da hiç kullanılmamaktadır. Bu nedenle ekolojik tarıma geçişin kolay olması beklenebilir.
    Üretici geliri ürüne bağlı olarak artmaktadır (Ortalama %10 artış olduğu tahmin edilmektedir.).
    Fiyatı hızla artan kimyasal gübre, pestisit ve enerji girdilerinden tasarruf edilmektedir.
    Sözleşmeli tarımla üreticinin tüm ürününün alınması garanti edilmektedir.
    Ekolojik ürünlerin ihraç fiyatı diğer ürünlerden % 10-20 oranında daha yüksektir.
    Ekolojik Ürünlerin ihracatı ile ülkemiz tarım ürünleri için ilave bir kapasite oluşturulmaktadır. Dolayısıyla ihraç edilen her ton ürün daha önce ulaşılamayan tüketici kitlesine de ulaşmaktadır.
    Özel bilgi isteyen ekolojik tarım modeli Ziraat Mühendisleri ve Veteriner Hekimler için yeni istihdam sahaları oluşturur.
    Türkiye’de Organik Tarım Sisteminin Dezavantajları
    Ülkemizde tarımsal ürün arzında yıldan yıla önemli dalgalanmalar görülmektedir. Hızla artıp gençleşen nüfus, tüketim düzeyinin ve çeşitliliğinin sürekli artması ve çevredeki ülkelerin hemen hepsinin tarımsal ürün talep eden özellikleri sebebiyle organik tarımın (verimde meydana gelebilecek azalma nedeniyle) kısa vadede gelişmesi zor görünmektedir.
    Ekolojik tarım metoduyla bitkisel ve hayvansal üretimde ortaya çıkan bir sorun da, arazilerin çok küçük, parçalı ve birbirine yakın olmasıdır. Bu durum organik üretimi olumsuz yönde etkilemektedir. Çünkü ekolojik üretim yapan bir işletmenin çevrede üretim yapan diğer klasik işletmelerde kullanılan kimyasallardan ve hastalıklardan etkilenmemesi mümkün değildir.
    Ekolojik tarım sisteminde yetiştirilen ürünlerin pazarlanması özellikle iç piyasa için yeni ve belirsiz bir konudur.
    Konunun yeni olması nedeniyle yeterli tarımsal yayım çalışmaları ve deneyimli eleman bulunmaması ekolojik tarımın diğer bir olumsuz yanıdır.
    Kontrol mekanizmaları yetersiz oluğunda zamanla hayvancılıkta dışa bağımlılık söz konusu olabilir.
    Organik Tarım İlkeleri
    Organik tarımda farklı bitkisel ve hayvansal ürünler için farklı üretim yöntemleri mevcut olup bunların ortak ilkeleri şunlardır:
    1. Öncelikle, tarımsal üretimde, üretim ile ilişkili tüm faktörler ve olaylar bir bütün halinde dikkate alınmalı ve organik üretim yapan tarım işletmesinin kendi kendine yeterliliği sağlanmalıdır. Bunun için toprak, bitki, hayvan ve insan arasındaki doğal döngünün doğal kökenli hammaddeler kullanılarak mümkün olduğunca işletmenin kendi içinden veya yakın çevresinden sağlanmasına gayret edilmelidir.
    2. Tarımsal üretimle beraber ortaya çıkan ve yakın çevreden temin edilen tüm hammaddelerin ve diğer işletme girdilerinin çevreyi tehdit eden her türlü etkisi azaltılmalı veya bunlardan tamamen kaçınmaya çalışılmalıdır.
    3. Toprağın iyileştirilmesi ve içindeki organizmaların korunması, beslenmesi sağlanmalı; toprak sömürülmemeli; tersine doğal verimliliği arttırılmalıdır. Bunu sağlamak için münavebe, organik gübreleme yapılmalı ayrıca uygun toprak işleme yöntemleri kullanılmalıdır.
    Örneğin çiftlik gübresi ve/veya organik atıklar kullanılarak aerobik ortamda hazırlanan kompost amaca uygun bir şekilde kullanılır. Bundan başka kaya unları, alg ürünleri, diğer ilave maddeler kullanılabilir ve yeşil gübreleme yapılabilir.
    Bu uygulamalarla toprağın biyolojik olayları teşvik edilerek bazı bitki besinleri dolaylı yoldan hareketli hale getirilmekte böylece bitkinin sağlıklı ve dengeli büyümesine ortam sağlanmaktadır.
    4. Bitkilerin hastalıklar ve zararlılara karşı direnci bazı ek desteklemelerle arttırılmalıdır. Örneğin, çok yıllık bitkilerde, bitki altına ve/veya sıra aralarına yapılacak ekimlerin mevcut organik ortama uygun ve dengeli karışımlar halinde hazırlanıp uygulanması, yapılacak münavebelerde karışımda baklagil miktarının yüksek tutulması bitkisel üretim ve hayvancılığın kombine edilerek yapılması gibi uygulamalarla bitkilerin direnci arttırılabilir.
    5. Bitki tür ve çeşitlerinin (keza hayvanların) seçminde, üretim yapılacak yerin organik koşulları ve bu koşullarda hastalıklara en az seviyede yakalanma olasılıkları dikkate alınmalıdır. Bunun yanında sağlıklı, dayanıklı tohum, fidan ve hayvan kullanılmalıdır.
    6. Organik tarımda, bitki sağlığı açısından yukarıda adı geçen ve etkileri uzun sürede görülebilen önlemler yanında, erken uyarı sistemlerinin kullanılması ve faydalı canlıların teşvik edilmesi de bitki koruma kavramının önemli bir parçasıdır.
    Bu konuda zararlılarla mücadelede biyoteknik yöntemler (örneğin Bacillus thuringiensis preparatları, feromon tuzakları, faydalı akarlar vb.) ve kültürel önlemler ( örneğin yabancı otların toprak işlemeyle veya yakarak yok edilmesi, vb.) uygulanabilir. Eğer sorun ürünü tehdit edici boyutlra ulaşırsa o zaman bitkisel veya mineral kökenli özel maddeler ve preparatlar kullanılabilir.
    7. Yukarıda anlatılan, toprak strüktünü iyileştirici ve humus miktarını arttırıcı önlemlerle beraber toprağı koruyucu, enerji tasarrufu sağlayan, çalılşılan yerin koşullarına uygun toprak işleme yöntemleri uygulanmalıdır. Bunun için toprağın yapısı ve koşullarına dikkat edilmeli, çizici aletlerle çalışılmalı, pulluk gibi toprağı devirerek işleyen aletlere mümkün olduğunca az yer verilmeli, ve temel kural olarak gereğinden fazla sayıda toprak işlemeden kaçınılmalıdır.
    8. İşletmedeki hayvanların sağlığının iyi, verimlilik kapasitesinin yüksek ve uzun ömürlü olması teşvik edilmelidir. Bunun için ağılların usülüne uygun olması, beslenmenin mümkün olduğunca işletmenin kendi ürünleri ve yem bitkileriyle sağlanması, yemlere kimyasal maddeler (antibiyotikler, kilo arttırıcı katkı maddeleri vb.) katılmaması, uygun ıslah çalışmaları ile istenen gelişmelerin temin edilmesine çalışılmalıdır.
    9. Yetiştirilen hayvan miktarı kullanılan tarımsal araziye uygun olmalı ve 1 hektar için 1 büyükbaş hayvan düşünülmelidir (Almanya’da bu sayı 1 hektar için 1.1 büyük baş hayvandır). Bununla beraber organik tarım mevcut koşullara göre hiç hayvan beslemedende yapılabilmektedir.
    10. Bilindiği gibi taramsal üretimde, verim ve kalite arasında ters bir orantı mevcuttur. Genel kural olarak ikisi arasında denge kurulmalıdır. Ancak organik tarımda bu denge oluşturulur iken kalitenin, ürün miktarına göre öncelik aldığı unutulmamalıdır.
    11. Organik üretim yapan tarım işletmesinde başta petrol olmak üzere fosil yakıtlar ve diğer enerji kaynakları optimum verimi sağlayacak düzeyde azami tasarruf kuralına uyularak kullanılmalıdır. Enerji kullanımında güneş enerjisi ve rüzgar enerjisi gibi doğal enerji kaynakları olabildiğince tercih edilmelidir.
    12. Tarım işletmesi çok yönlü ve çekici bir şekilde düzenlenmelidir (peyzaj düzenlemeleri, meyve bahçeleri vb.). Bu amaçla dinlendirici etkiye sahip bir mekanın kurulması, bunun muhafazası ve uzun süreli faydalı üretim esas alınmalıdır.
    13. Organik tarım işletmeleri gelişme olanakları bulunan; üreticiye, çalışanlarına tatmin edici kazanç ve imkan sağlayabilen yeterlilikte olmalıdır.
    Organik işletmede, işletme organizasyonu çok yönlü olduğundan girişimcinin rizikosu azalmaktadır. Bunun yanında işletmede kullanılan enerji ve girdilerde azalma ekonomik avantaj sağlamaktadır.
    14. Organik tarımda kullanımı yasaklanan bazı maddeler şunlardır:
    a. Sentetik kimyasal gübreler ve sentetik kimyasal ilaçlar
    b. Depoda koruyuculuğu arttıran ve hasattan sonra olgunlaşmayı teşvik eden sentetik kimyasal maddeler
    c. Bitki ve hayvan yetiştirmede hormonlar ve büyüme düzenleyici maddeler
    15. Organik tarım hiç ilaç kullanılmadan yapılan bir tarım değildir. Örneğin; 18 Aralık 1994 tarih, 22145 sayılı Resmi gazetede yayınlanan yönetmelikte de ifade edildiği gibi, organik olarak üretilmiş ürünlerin işlenmesi ve hazırlanması sırasında kullanılabilecek maddeler yanında, tarımsal üretimde bitki besin maddesi olarak ve hastalık kontrolünde kullanılabilecek ürünler belirtilmiştir. Buna göre;
    a. Gübreleme ve Toprak İyileştirmede kullanılabilecek madde ve ürünler:
    Çiftlik ve kanatlı gübresi, çiftlik ve sıvı atıkları (şerbet), saman, torf, mantar üretim artığı ve diğer organik ortamlar, organik ev atıkları kompostları, bitki artıkları kompostu, mezbaha ve balık endüstrisinden kalan hayvansal atıkların işlenmiş ürünleri, gıda ve tekstil endüstrisi organik yan ürünleri, deniz yosunları ve deniz yosunları ürünleri, talaş ağaç kabukları ve odun atıkları, odun küfü, tabi fosfat kayaları, kalsiyumlu aliminyum fosfat kayacı, volkanik tüf, potasyum kayacı, potasyum sülfat (kontrol organınca tanınmış), kireç taşı, tebeşir, magnezyum kayacı, kalkerli magnezyum kayacı (dolamit), magnezyum sülfat (epson tuzu), kalsiyum sülfat(jips),iz elementler (Cu, Fe, Mn, Mo, Zn, Br) (kontrol organınca tanınmış), kükürt (kontrol organınca tanınmış), kaya unu, kil (Bentonit, perlit),
    b. Bitki zararlı ve hastalıkların kontrolünde kullanılabilecek ürünler:
    Chrysanthemum cinerariaefolium’dan ekstrakte edilen muhtemelen bir sinerjist ihtiva eden phyrethrins esaslı preparatlar, Derris elliptica’dan elde edilen preparatlar, Quassia amara’dan elde edilen preparatlar, Ryania speciosa’dan elde edilen preparatlar, balmumu, diatoma (Diatomaceous) toprağı, kaya tozu (unu), tuzaklarda kullanılmak koşulu ile tüksek hayvan türlerini dirençli yapan ve metal dehyte esaslı preparatlar, kükürt, bordo bulamacı, burgundy bulamacı (karışımı), sodyum silikat, sodyum bikarbonat, potasyum sabunu (arap sabunu), pheromone preparatları, Bacillus thuringiensis preparatları, granüler yapıdaki virus preparatları, bitki ve hayvan yağları, parafin yağları.
    Kontrol ve Sertifikasyon
    Kontrol ve sertifikasyon, organik tarımın önemli basamaklarından biridir. İç ve dış piyasalarda bir ürünün organik olarak satılabilmesi için organik ürün sertifikasına sahip olması gerekmektedir. Sertifika sistemi ürünlerin organik standartlara göre üretildiğinin, işlendiğinin, paketlendiğinin garantisidir. Bu da tüketiciye güvence vermenin yanında üreticileri ve firmaları da haksız rekabete karşı korumaktadır.
    Yönetmelikte tanımı yapılan kontrol ve sertifikasyon kuruluşları bağımsız olmalı, üretim ve pazarlama faaliyetlerinde bulunmamalı, ticaret yapmamalı ve danışmanlık hizmeti vermemelidirler.
    Türkiye’de bir kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun faaliyet gösterebilmesi için Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından onaylanmış ve kontrol yetkisi verilmiş olması gerekmektedir. Ülkemizde yasada belirtilen koşulları yerine getirerek yetki belgesi almış 7 adet kontrol kuruluşu faaliyet göstermektedir. Bu kuruluşlardan 6 tanesi yabancı sertifikasyon kuruluşlarının Türkiye temsilcisi, biri ise Türk kuruluşudur. Tüm kuruluşlarda Türk personel ve teknik elemanları çalışmaktadır.
    Yürütme Ve İzleme Organları
    Organik Tarım Ulusal Yönlendirme Komitesi; Bakanlık Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürü başkanlığında, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Gümrük Müsteşarlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, İhracatı Geliştirme Etüt Merkezi, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği Derneği, Türkiye Ziraat Odaları Birliği, İhracatçı Birlikleri, sivil toplum örgütleri ile Komitenin toplantı gündemiyle ilgili görüşlerinin alınmasında yarar gördüğü kurum ve kuruluşların temsilcilerinden oluşur.”
    Komite organik tarımın geliştirilmesi ve uygulanması ile ilgili stratejileri belirlemek üzere yılda en az iki kez toplanır ve alınan kararları tavsiye niteliğinde olmak üzere Organik Tarım Komitesine iletir.
    Organik Tarım Komitesi (OTK); Bakanlık Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü başkanlığında; Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü, Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğü, Araştırma Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı, Dış İlişkiler ve Avrupa Topluluğu Koordinasyon Dairesi Başkanlığı tarafından görevlendirilecek temsilcilerinden oluşur. Komite üye sayısı ile yukarıda adı belirtilen kuruluşlardan komiteye alınacak üye sayısını Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü belirler. Komite başkanlığı ve sekreteryası, Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen Daire Başkanlığınca yürütülür.
    Bu komite ülkedeki organik tarım faaliyetlerinin takip ve kontrolünden sorumludur. Bu nedenle kontrol kuruluşlarına çalışma izni verir, çalışmalarını denetler Yönetmeliğin 24. Maddesinde yer alan yaptırımları uygular. Yaptığı çalışmalarda Ulusal Yönlendirme Komitesinin tavsiyelerini dikkate alır.
    Dünyada Organik Tarım
    İnsanlığın varoluşundan bu yana bilinmekte olan tarım, yüzyıllar boyunca insanoğlu ile birlikte değişime uğramıştır.
    Tarımdaki değişim, teknolojinin ve sanayinin gelişimi ile hız kazanmıştır. Özellikle hızlı nüfus artışı ile birlikte 1960-70’li yıllarda tarımda yeşil devrim adı verilen değişim başlatılmıştır. Bu amaçla değişimde sadece verim artışı hedeflenmiş, sentetik kimyasal tarım ilaçları ve mineral gübrelerin kullanımı artmıştır. Bu girdilerin yarattığı olumsuz etkiler ilk önce, keşfedildiği andan itibaren yoğun olarak kullanıldığı gelişmiş ülkelerde görülmüş, buna bağlı olarak yüzyılımızın başlarında konvansiyonel tarım yöntemine alternatif arayışları başlatılmıştır. Bu konudaki ilk çalışma İngiltere’ de 1910’lu yıllarda organik tarım görüşünün oluşturulmasıdır. Bunu Albert Howard’ın “Tarımsal Vasiyetnamesi”nin 1940 yılında yayınlanması takip etmiştir. Diğer Avrupa ülkelerinde ise alternatif tarım arayışının öncüleri arasında Dr. Rudolf Steiner görülmektedir. Bir antropolog olan Steiner, 1924 yılında Biyodinamik ( Biyolojik-Dinamik ) Tarım Yöntemi hakkında bir kurs düzenlemiş ve 1928 yılında Biyodinamik Tarım Enstitüsü’nü kurmuştur. Bir diğer alternatif arayışı 1930’lu yıllarda İsviçre’de görülmektedir. Müeller ve Rusch, organik tarımın ilkelerinin bir bölümünü oluşturan Kapalı Sistem Tarım (en az dış girdi gereksinimi olan tarım şekli) konusunda çalışmalarda bulunmuşlardır. Aynı konuda Lemaire-Boucher Fransa’da bazı alglerin bitkilerde doğal dayanıklılığın arttırılması amacıyla kullanılabileceğini tespit etmişlerdir.
    Takip eden yıllarda konvansiyonel tarımın olumsuz etkileri gözlendikçe, her ülke kendi başına organik tarım çalışmalarına başlamıştır.
    Bölgelere ait organik tarım üretici sayısı oranları
    Bölgelere ait organik tarım üretici sayısı oranlar
    Bölgelere ait organik tarım üretici alanı oranları
    Bölgelere ait organik tarım üretici alanı oranları
    Kontrol ve Sertifikasyon
    Kontrol ve sertifikasyon, organik tarımın önemli basamaklarından biridir. İç ve dış piyasalarda bir ürünün organik olarak satılabilmesi için organik ürün sertifikasına sahip olması gerekmektedir. Sertifika sistemi ürünlerin organik standartlara göre üretildiğinin, işlendiğinin, paketlendiğinin garantisidir. Bu da tüketiciye güvence vermenin yanında üreticileri ve firmaları da haksız rekabete karşı korumaktadır.
    Yönetmelikte tanımı yapılan kontrol ve sertifikasyon kuruluşları bağımsız olmalı, üretim ve pazarlama faaliyetlerinde bulunmamalı, ticaret yapmamalı ve danışmanlık hizmeti vermemelidirler.
    Türkiye’de bir kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun faaliyet gösterebilmesi için Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından onaylanmış ve kontrol yetkisi verilmiş olması gerekmektedir. Ülkemizde yasada belirtilen koşulları yerine getirerek yetki belgesi almış 7 adet kontrol kuruluşu faaliyet göstermektedir. Bu kuruluşlardan 6 tanesi yabancı sertifikasyon kuruluşlarının Türkiye temsilcisi, biri ise Türk kuruluşudur. Tüm kuruluşlarda Türk personel ve teknik elemanları çalışmaktadır. Mevzuat hakkında detaylı bilgi için, tıklayın.
    ORGANİK TARIMDA DESTEKLER
    Sıra noDesteklemelerDestek Miktarı
    1Organik Tarım (Bitkisel üretim)25 TL/dekar
    2Organik Tarım (Hayvancılık ilave destekleme)Anaç sığırKoyun-keçiArıAlabalıkÇipura-levrek112,5 TL/baş7,5 TL/baş3,5 TL/ kovan0,325 TL/kg0,425 TL/kg